Sayfalar

22 Ağustos 2010 Pazar

Yoğunuz..



"Yoğunuz..Bir arkadaşımızın derdini dinleyemeyecek kadar yoğun. Oturup kendimizi düşünemeyecek kadar.. Yolumuzun üstünde gözümüze çarpan çiçeklerle ilgilenemeyecek kadar.. Bir kere bile tefekkür edemeyecek kadar..Bir sabah kalkıp güneşin doğuşunu izleyemeden öleceğiz..."

19 Nisan 2010 Pazartesi

Gel ey, güllerin efendisi!..


Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan,yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..

Gel ey!..

Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.


Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.

Gel ey!..

Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...

Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...

Gel ey!..

Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.

Sen ey!..

Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.

Gel efendim...

Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...

Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.

Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!

Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..

Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..

*

Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...

Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..

Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin...

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım

Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?


İskender Pala






Şah-ı Resul'e...


Nola tacım gibi başımda götürsem dâim
Kademi nakşını ol hazret-i şâh-ı Rüsülün
Gül-i Gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gülün

AH, MİNE’L AŞK


“Süzme çeşmün gelmesün müjgan müjgan üstine
Urma zahm- ı sineme peykan peykan üstine.” (RASİH)

Gözlerini süzme de kirpik kirpik üstüne gelmesin, böylece yaralı gönlüme de ok ok üstüne vurma. Bu beyitin ilk mısrasındaki çeşm(göz) kelimesiyle ikinci mısradaki zahm-ı sinem (yaralı gönül) ifadesi arasında bir ilişki vardır. Nitekim gözler insan ruhunun ve gönlünün dış dünyaya açılan pencereleridir. Ne yazık ki gönül evi yara doludur ve göz penceresinden dışarıya sızan da su değil kandır. Yine beyitin ilk mısrasında müjgan müjgan(kirpik kirpik) ikilemesi ile ikinci mısradaki peykan peykan(Okun ucundaki sivri demir) ikilemesinin anlam olarak ilişkisi ve alt alta gelmesi kesinlikle tesadüf değildir. Çünkü sevgilinin gamzesi (Yan bakışı) keskin bir kılıç, kirpikleri ise ok gibidir. Bu haliyle sevgili aşıkların kanını döken bir katildir. Bu mazmunlar Divan Edebiyatının ilk şairi olan Hoca Dehhani de çok daha belirgindir.Örneğin: 'Delüpdür cigerim gamzen oku, Ara yürekde gör peykanı yok mı Su gibi kanumu topraga kardun Ne sanursun garibin kanu yok mı' İlk beyitte şair sevgilinin yan bakışlarıyla attığı okların ciğerini sürekli delmekte olduğunu ifade ediyor ve soruyor: 'Ey sevgili, bana inanmıyorsan gel yüreğime bak, yan bakışlarının okları yok mudur? ' Elbette şair bu sorunun cevabını biliyor. Aslında demek istediği benim yüreğim senin gamzenin oklarıyla baştan sona doludur. İkinci beyitte ise sevgilin kan dökücü bir katil olmasından dem vuruyor Dehhani. Tabi ortada aşığın kanını su gibi toprağa döken, aşıkların kanı olduğuna inanmayan bu yöüyle kafir bir sevgili var, ondan korkulur vesselam. Rasih ise gamlı halinden memnun devam ediyor gazeline: 'Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürur Olamaz bir hanede mihman mihman üstine' Ey sevinç, bana bir iyilik yap da şimdilik gelme, gönlümde gam var. (Biliyorsun) Bir evde misafir misafir üstüne olamaz. Elbette gam, keder, üzüntü eğer sevgiliden geliyorsa başımız üzerinde yeri vardır düşüncesi de çok yaygındır eski edebiyatımızda. Bununla ilgili de bir beyit açıklayıp yazımızı bitirelim.

'Yardan cevr ü cefa lutf u kerem gibi gelür
Gayrdan mihrü vefa derd ü elem gibi gelür' (BAKİ)

Eziyet ve sıkıntı eğer sevgiliden geliyorsa iyilik, güzellik gibi gelir insana; başkasından gelen vefa ve sevgi ise sıkıntı gibi gelir. Gerçekten de insan sevdiğinin her eziyetine boyun eğer, katlanır da sevmediği insanın küçücük bir hatası için kıyameti koparıverir… 'Ah mine'l aşk' diyor insan gayr-i ihtiyari, söylenecek söz olmayınca...



11 Nisan 2010 Pazar

DUA...


Rabbimiz!
Geçmiş için manâsız üzülmekten, gelecek için lüzumsuz kaygılanmaktan, bizi muhafaza eyle…
Bu günümüzü dünlerin hüzünlerine ve yarınların endişelerine galip getirme…
Bu günümüzü “deli-dolu” değil, “dolu-dolu” yaşamayı nasip eyle…

Amin...


terk-i terk


“ der tarik-i naksibendi lazimi çar-i terk
terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk ”

[yol ehli için dört şeyin terki şarttir;
dünya, ahiret, kendi, hiçbir şey kalmayınca son olarak terk... ]

İmam Rabbani



Yahya Kemal'den


Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül..
...

Y. Kemal Beyatlı



Şeyh Sadi Şirazi




İnsan; yek katre-i hunest, hezar endişe...

Şeyh Sadi Şirazi

* * *

İnsan; bir damla kan ve sayısız endişeden müteşekkildir...


Levh-i Mahfuz Nedir?



"Levh-i Mahfûz", Arapça'da "korunmuş levhâ" demektir. İslâm'da olmuş ve olacak her şeyin yazılmış olduğu manevî levhayı dile getirir. Olmuş ve olacak şeyler Allah'ın bilgisine bağlı olduğundan Levh-i Mahfuz doğrudan Allah'ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Korunmuş (mahfuz) olarak nitelenmesinin nedeni, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kurân'da "Ümmü'l-Kitap" (Kitapların Anası, Ana Kitap), "Kitâbun Hâfîz" (Koruyan Kitap), "Kitâbun Mübîn" (Apaçık Kitap), "Kitâbun Meknun" (Saklanmış Kitap), "İmamun Mubin" (Apaçık İnen Kitap) ve sadece kitap olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için "Kitabul-Kader" (Kader Kitabı) de denir.

Levh-i Mahfuz adı, Kurân'da yalnız bir ayette geçer. Bu ayette Kurân'ın Levh-i Mahfuz'da bulunduğu bildirilir (el-Buruc, 88/22), ancak hiçbir tanım getirilmez. Buna karşılık birçok ayette nitelikleri belirtilerek tanımlanır. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı (el-En'âm, 6/59), olacak şeylere ait bilgileri saklayan (Kaf, 50/4), yeryüzüne ve insanlara gelecek tüm belaların yazılı bulunduğu (el-Hadid, 57/22) her şeyin sayılıp tespit edildiği (Yasin, 36/12), gökte ve yerdeki tüm gizliliklerin açıkça belirtildiği (en-Neml, 27/75), temiz yaratılan meleklerden başka kimsenin dokunamayacağı apaçık, korunmuş, koruyan, saklanmış ve ana kitap'tır.

Bazı zayıf hadislerde Levh-i Mahfuz'un yaratılışına ilişkin bilgiler vardır. İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Allah Levh-i Mahfuz'u beyaz inciden, kenarlarını da kırmızı yakuttan yarattı, kalemi de, yazısı da nurdur. Aynı konuda Enes bin Mâlik'ten yapılan bir rivayete göre de Levh-i Mahfuz'un bir yüzü yakut bir yüzü yeşil zümrüt ve kalemi de nurdur. Allah buraya yaratacağı, rızıklandıracağı, yaşatacağı, öldüreceği, izzetlendireceği ve dilediği şeylerden yapacağı her şeyi o nurdan kalemle yazdırmıştır. Bu yazma işlemi her gün ve gece sürmektedir. İbn Abbas'tan gelen zayıf bir rivayete göre Allah Levh-i Mahfuz'a ilk olarak şu sözü yazdırmıştır:

"Muhakkak ki ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Kim ki Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin O'nun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederse, ona cennet vardır" Yine İbn Abbas'tan gelen diğer bir rivayete göre ise Levh-i Mahfuz'a ilk olarak "Bismillahirrahmanirrahim, kazâma teslim olan ve hükmüme ram olan ve belâma da sabredeni kıyamet gününde sıddıklarla birlikte diriltirim" sözü yazılmıştır.

28 Şubat 2010 Pazar

Afrikalı Zenci Bir çocugun şiiri..2005 Yılında En iyi şiir olmaya aday gösterilmiş... işte o şiir;

Doğduğumda Siyahtım

Büyürken Siyahtım

Güneşe Çıktığımda Siyahtım

Korkunca Siyahtım
Hastayken Siyahtım..
Öldüğümde Hala Siyahım...
Ve Sen Beyaz Çocuk...
Doğduğunda Pembesin
Büyürken Beyazsın
Güneşe Çıktığında Kırmızı
Üşüdüğünde Mor
Korktuğunda Sarı
Hastayken Yeşil
Öldügündede Gri'sin
Sen şimdi bana renklimi diyorsun?

24 Şubat 2010 Çarşamba

İmam-ı Tirmizi Kimdir?



Veli ve büyük hadis âlimi. İsmi, Muhammed bin Ali bin Hasan bin Bişr ez-Zâhid, künyesi Ebu Abdullah’tır. Doğum tarihi bilinmeyen Hakim-iTirmizi, doğum yeri olan Tirmiz’de uzun müddet kaldı. Sonra Belh’e gitti. Orda bir müddet kaldıktan sonra Nişabur’a geldi. 932 (H. 320) senesinde şehid edildi.
Ha...kim-i Tirmizi; babasından, Kuteybe binSaid, Hasan bin Ömer, Salih bin Abdullah Tirmizi, Salih bin Muhammed Tirmizi, Ali bin Hucr es-Sadi, Yahya bin Musâ, Utbe bin Abdullah el-Mervezi, Abbâd bin Yakub ed-Devrâk, Süfyân bin Veki ile Horasan ve Irak’taki muhaddislerden hadis-i şerif öğrenmiştir. Yahya bin Mansur el-Kâdı, Hasan bin Ali, Nişabur âlimleri ve daha pek çok âlim de ondan hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. Pek çok kitabı olan Hakim-i Tirmizi, Ebu Türâb Nahşebi, Ahmed bin Hadraveyh ve İbni Celâ gibi evliya ile sohbet etmiş, beraber bulunmuş ve onlardan çok faydalanmıştır. Çok hadis-i şerif toplamış, zahid ve âbid bir zat olan Hakim-i Tirmizi’nin yazdığı kitapların ekserisi basılmıştır. Sünnet-i seniyyeye tam uyan, ilmiyle âmil, ümmet-i Muhammed’in büyüklerinden olan Hakim-i Tirmizi, zamanın evliyasından olup, herkes tarafından övülmüştür. İnce manaları açıklama ve izah hususunda üstad, hadis ilminde ise sika (sağlam, güvenilir) bir âlimdi. Sözleri kıymetli olup, hilmi (yumuşaklığı) pek ziyade, şefkati çok ve ahlakı pek güzeldi. Peygamberimizin mübarek ahlakı onda görülürdü. Buyurdu ki: “Ahirette kurtulmak, ibadet ve amelin çok olmasıyla değil, amellerin ihlaslı ve şartlarına uygun yapılması iledir.” “Müminin neşesi yüzünde, hüznü kalbindedir.” “Nefsin, sende olduğu halde, Allahü teâlâyı tanımak istiyorsun. Halbuki nefsin, daha kendisini bile tanımamıştır. Rabbini nasıl tanısın?” “Kanaat nedir?” diye sorulunca, “İnsanın kısmetine düşen rızkına razı olmasıdır” cevabını vermişti. Kendisine; “İmanın gitmesine en çok sebep olan günah nedir?” diye sordular. Buyurdu ki: “Üç günah vardır: Birincisi, iman nimetine kavuştuğuna şükretmemek; ikincisi, imanın gitmesinden korkmamak; üçüncüsü, müminleri incitmek ve onlara eziyet etmek. Biliniz ki, haksız yere bir Müslümanı incitmek, Kâbe’yi yetmiş defa yıkmaktan daha büyük günahtır. Resulullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle buyurmuştur.” Eserleri Hakim-i Tirmizi’nin pek çok risaleleri mevcut olmakla beraber, yazdığı meşhur kitapları; Kitab-ül-FurukHatm-ül-Vilâ
ye ve’l-İ’lel-üş-Şer’iyyeNevâdir-ül-Usul fi Ehâdis-ir-ResulGars-ül-MuvahhidinEr-Riyâdatü ve Edeb-ün-NefsGavr-ül-UmurEl-MenâhiŞerh-üs-SalâtEl-Mesâil-ül-MeknuneEl-Ekyâs ve’l-Mu’terrinBeyân-ül-Fark Beyn-es-SadrEl-Akl ve’l-Hevâ’dırBunların dördü hariç, diğerleri basılmıştır. Bazı risaleleri de, yakın zamanda Şam’da tekrar basılmıştır.

21 Şubat 2010 Pazar





















Bir mevsim-i bahara geldik ki âlemin
Bülbül hâmuş, havz tehi, gülistan harâb -
~~K.İzzet Molla~~